Arşiv

İstatistik

Umut

Gordon Banks ve Peter Shilton misali üst düzey kaleci ortaya çıkaramama sıkıntısı İngiltere adına turnuvalardaki en büyük sorunların başında gelmiştir. Bilindiği üzre, İngiltere birçok kritik karşılaşmada kaleci hataları yüzünden boynu bükük ayrılmıştı. 2002 Japonya'da Brezilya maçı ve David Seaman... 2006 Dünya Kupası Hırvatistan ve Paul Robinson... Ardından Scott Carson ve Robert Green'in sonuç vermeyiş oyunları... Fakat, İngiltere bu kez şeytanın ayağını kırmış gözüküyor. Cuma akşamı Wembley'de Bulgaristan'a karşı oynanan karşılaşmada 23 yaşındaki Manchester City'li eldiven gayet rahat ve kendinden emin bir duruş sergiledi. İngiltere Milli Takımı kaleci antrenörü Ray Clemence maçtan sonra ''Bu karşılaşma onun ne çok iyi ne de çok kötü olduğunu gösterir'' açıklamasını yaptı. Manchester City'de Araplar'ın egemenliğinde paraya kıyılarak gerçekleştirilen onca transfere rağmen geçtiğimiz sezon Sunderland'a kiralanmakla paçayı ucuz kurtardı. Bu sezon sakatlık ve benzeri sorunlar yaşamadığı sürece hem kulüp hem de milli takım performansı uzun süre konuşulacaktır.

Türkiye-Belçika Maçı Öncesi

EURO 2012 elemelerinde A grubundaki ikinci maçımızı Belçika'yla Salı günü saat 21:00'da Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda oynayacağız. Maçı NTV veya NTVSPOR yayınlayacak.

Geçtiğimiz günlerde oynadığımız Kazakistan maçını kayıpsız atlattıktan sonra çok daha zor ve önemli bir maç salı günü bizleri bekliyor. Maçın hakkında yazmaya geçmeden önce milli takımın genel durumu hakkında biraz yazalım.

Milli takımdaki kadro seçimleri en çok konuşulan konuların başında geliyor.
Formda olan ve takımında forma giyen bazı futbolcuların yer almadığı ve takımında forma şansı dahi bulamayan bazı futbolcuların yer aldığı bir kadro ile karşı karşıyayız.

Bu illa ki eleştirilecek bir durum değil, hatta bence doğru şekilde olduğunda milli takımlar sistemine de en uygun olanı bu olur. Şöyle açayım;

Milli takım bence bir amaç değil araç olmalı. Yani bir yerlere gelmek isteyen, başarılı olmak isteyen her türk futbolcunun tepe noktası olmamalı milli takım. Bu tarz başarılar zaten Türkiye Ligi adı altında sahibini buluyor. Yani demek istediğim, bir futbolcu sırf formda diye, klübünde başarılı diye başka hiçbir şart aranmadan milli takımda yer almamalı. Ama eleştirenler bunu istiyor, "formda, klüp takımında iyi oynuyor" tarzı yanlış argümanlara sığınıyor. Yani sırf eleştiri yapmış olmak için eleştiriyorlar, neden aramıyorlar, yapıcı olmuyorlar.

Ben bunun nedeni hakkında bazı şeyler yazacağım.

Guus Hiddink'in muhtemel bir amacı var. Oturaklı ve gerçekten işleyen bir sistem sahip takım kurmak. Bu.
Benim anlatmaya çalıştığım şey de bu. Milli takım amaç değil bir araç olmalı Türk futbolu için. Ve o aracı olması için de belli bir sistem dahilinde oynaması belirli ve oturaklı bir takım olması gerekiyor. Ve dediğim gibi Hiddink de muhtemelen bunu amaçlıyor.

Sistem dediğimde şimdi herkesin aklına pas futbolu, hızlı futbol, teknik futbol falan gelecektir. Tabi, bu gayet normal. Ama Hiddink'in amaçladığı şey sadece sistem değil. Yani bir Rijkaard değil Hiddink. Ya da bir Aragones, bir Del Bosque değil. Daha çok bir Lucescu, bir Mourinho, bir Louis van Gaal. Yani sistemden taktikten başka, gerçek bir takım kurma, uyumlu oturaklı bir ekip yaratma konusunda da amaçları mevcut Hiddink'in. Oyuncularından maksimum verimi alma, oyuncuları ve sistemi birbirine mümkün olduğunca iyi uydurma gibi amaçları var Hiddink'in. Bu yüzden sisteme uyumsuzluk, oyuncu tarzı gibi konularda daha esnek olacaktır. Yani oyuncu seçiminde göz önüne alacağımız temel şeyler oyuncuların daha önceden birbirini tanıyor olması, daha önceden oturmuş bir takımın parçaları olmaları gibi hususlar olmalı. Çünkü geriye kalan bunlar. Zira dediğim gibi sistem-taktik vb. konuları kendisi oluşturacak mevcut oyuncuların özellikleriyle harmanlayarak, birbirine(sistem ve oyuncuları) uydurarak. Yani onun yapacağı şey belli; birbirine uyumlu birbirini tanıyan adamları toplayıp zaten bir nebze mevcut olan takımdaşlığın yanına "kendisi" bir sistem ekleyip, ondan sonra (ki bu belki en önemlisi) maksimum verimi aldığı oyuncularıyla o sistemi harmanlayıp takıma empoze etmek.

Bu yüzdendir ki Servet vb. gibi pas futboluna teknik futbola pek yatkın olmayan bazı isimleri de gözardı edebiliriz.

Lakin ben o zaman sorarım adama, Ömer Erdoğan'ın , Selçuk Şahin'in İbrahim Toraman'ın ne işi var bu takımda diye. Zira bu adamların milli takımla pek ilgileri yok, yani milli takımda gayet tabi uyum sorunu sistem sorunu yaşayacak adamlar bunlar.

Tabi bu sorunun cevabı elbette klüplerin tavırlarını yumuşatma gereği duyulması vs. olacaktır, tamam derim ben de şimdilik.

....

....

Maçla ilgili birşeyler yazalım şimdi.

Belçika çok yetenekli oyunculardan kurulu bir takım kesinlikle. Önce bunu söyleyeyim.

Kompany, Van Buyten, Fellaini, Vermaelen, Defour, Hazard, Witsel, Dembele, Lukaku vs vs. Bunların hepsi üst kalite adamlar. Hatta şöyle diyeyim, bireysel olarak baktığında bence Türkiye'den daha kaliteli bir takım.

Ama sonuçta bizim oturmuş bir takımımız oturmuş oyuncuların oluşturduğu bir birliğimiz var. Üstüne Hiddink ve onun getireceği etki de hesaba katılmalı. Maçın içeride olması da büyük bir avantaj elbette.

Bunları üst üste koyduğumuzda bence en kötü beraberlik alacağımız bir maç olacak.

Road to EURO 2012 ...

Sabri vs Gökhan

kesinlikle sabri derim. neden? gökhan ileride çok pas hatası yapıyor. belki çok kez hatta maçın %60'ında rakip yarı sahada görünmesi ofansif yönünün gelişmişliğini gösterebilir fakat, iş takıma pozisyon kazandırmaya gelince yetersiz kalıyor. asla ve asla bir sabri kadar takıma ofansif anlamda etki yapacak türden bir bek değildir. yıllardır ''avrupa'ya gitmesi muhtemel oyuncular'' arasında adı geçmesine şaşırıyorum açıkcası. tamam, türkiye şartlarında çok çok üst düzey bir bek olabilir ama kimse kalkıp ''sabri'den iyi'' diyemez. sabri'nin galatasaray'a, milli takım'a kazandırdığı pozisyon ve gol asla yaptığı kademe hatalarından ve yedirdiği gollerden az değildir. bir de gökhan topla şuursuzca gidiyor. kafayı öne eğdiği anda önüne kendi takım arkadaşı çıksa bile tanımıyor onu bile geçmeye çalışıyor. bu da neyin nesi oluyor? orta yapmasını zorlaştırıyor. burda zurnanın zort dediği yer geliyor belki de. sabri, gökhan'dan daha mı iyi orta yapıyor? kısmen hayır. gökhan topu ileriye kadar başarılı bir şekilde taşısa da, ordan sonrasını alex'e, stoch'a atabiliyor. çünkü bu işi ondan daha iyi yapabilecek ve sorumluluk alabilecek isimler var. sabri, galatasaray'da ofansa katkı yapması beklenen ve sorumluluk da alan bir isim. belki de bu yüzden yaptığı hatalar bu denli göze batıyor. galatasaray'da sol kulvarın yeterince işlevsellik kazanmadığını insua transferi öncesinde söylüyorduk. şimdi bu insua, hem takıma ofansif açıdan katkı yapacak, hem de sabri'nin üzerine binen yükü azaltacak. işin özü budur. yoksa gökhan'da, sabri'de türkiye şartlarında bulunmaz hint kumaşıdır. iş avrupa'ya gelince ikisinin de pozisyon alma ve kademe hataları kabak gibi de görünüverir.

Olmadı Bir Daha

Fransa'nın Blanc pansumanı şimdilik etkisini gösterebilmiş değil. Kendi seyircileri önünde Belarus'a 0-1 mağlup oldular. Taraftarların bakış açısına göre Blanc takımı Euro 2012'ye götürmek için yeterli, peki oyuncular?

İngiltere Ayağı

Sürekli Detone

Bazen bir kare anlatılmak istenileni çok daha kolay bir şekilde yansıtmak için yeterlidir. Ya bizler çok art niyetliyiz, ya da İbrahimovic'in anlatmak istediği bir şeyler var. Milan'a gider gitmez de ''Milan, Barcelona'dan daha büyük'' açıklamasını yaptı. Bunun ardı arkası kesilmeyecek gibi duruyor. 

Zaman Birazcık Zaman

Mourinho bu... Sabretmek onun ilacı ve aynı zamanda oynatmak istediği sistemin kilit varyasyonlarından biri. Onun elinden tuttuğu her oyuncu klasmanında ya 1 numara oluyor ya da ilk 3'te muhakkak kendine yer buluyor. Mesut için de bu geçerli fakat, uyum sorunu şu an için önemli bir negatif unsur. 

Yorgunum Dostlarım

Zirvede mi, yoksa sıradanlaşmanın verdiği acı tablonun oluşturduğu bir yalnızlık mı? 

Futbol Kesmedi Mi?

Hiç olmazsa Amerika Açık, MLS'ten seyir sevki olarak daha tercih edilebilirdir. Elle oynanan bir spor olmasıyla da Henry'nin dikkatini bir hayli çekmiş olmalı.

Katalan'ın Yeri

Tanrı Bizi Korusun

Stop

Eylül'ün 12'sinde 2 aylık olacağız. Kısa zamanda çok yol aldık gerçekten. Şu an için yeterli bir kitleye sahip olduk diyebilirim. 17 arkadaşımızla beraber elimizden geldiğince aklımızda yer edinen şeyleri havada kalmasın diye buraya girdik adı ''Post'' oldu. Sonuçta hiçbir maddi kazanç talep etmeyen, eğlence amaçlı bir mecradır burası. Tabii ki eleştirilere de açığız, fakat bunun saygı kuralları çerçevesinden olması en büyük dileğimiz. Gelelim asıl konuya... 4 ay gibi bir süre zarfında okul denen bir yere gidiyorum. Merak etmeyin dönüşü var diyorlar bunun. Hem sayılı gün çabuk geçer, selametle kalın...
Category: 0 yorum

Versene Oyuncağımı!

Ballack cephesinde yüzler gülüyor. Gülmesi de gerekiyor zaten, sonuçta Almanya Milli Takımı'daki kaptanlığı kendisine geri verildi. Löw'ün bu kararı karşısında Lahm'ın pek de hoşnut olduğunu söylemek mümkün değil. Güney Afrika'da kaptanlık ufak çaplı bir kriz yaratmıştı, Euro 2012 öncesi takım içerisindeki dengeler bozulabilir. 

Nen Var Kuzum?

Bommel saha içinde olduğu kadar, antrenman sahasında da oldukça acımasız görünüyor. Ribery, bile sempatik duruyor şu tabloda.
Category: , 0 yorum

Kısa Yoldan Uzun Dönüş

Futbolda bazı dikiş tutturamayan ya da şansı süreklilik kazanmasına engel olan oyuncular vardır. 15-20 yıl gibi sürede 10 takım değiştirmek... Aynı zamanda zor bir iş olsa gerek.

Marcus Bent

Üst düzey takımlarda oynadıktan sonra 2. sınıfa düşmesi fazla zaman almadı. Ligin gerektirdiği üretkenlik anlayışına sahip bir oyuncu değildi, belki de halen değil. Kuşku yok ki kariyerindeki en dikkat çekici dönem 1999-2000 sezonuydu. Sheffield United forması 15 gole imza atmıştı.

14 Kulüp: Brentford, Crystal Palace, Port Vale, Sheffield United, Blackburn, Ipswich, Leicester, Everton, Charlton, Wigan, Birmingham, Middlesbrough, QPR, Wolves.

Steve Claridge

1996-1998 yılları arasında Leicester City adına yaptıkları yadsınamaz derece başarılıydı. 2009 yılında futbol kariyerine son verdiğinde, 24 yıla 1000 maç ve formasını giydiği onca kulübü sığdırmayı başarmıştı.

20 Kulüp: Fareham Town, Bournemouth, Weymouth, Crystal Palace, Aldershot, Cambridge United, Luton Town, Birmingham, Leicester, Portsmouth, Wolves, Millwall, Brighton, Brentford, Wycombe, Gillingham, Bradford, Walsall, Worthing, Harrow Borough.

Trevor Benjamin

Kariyerinin ilk beş yılına baktığımız zaman ileriki dönemlerde neler yapabileceği hakkında yeterince bilgi sahibi oluyorsunuz. 2000'de Leicester City'de geldiğinde işlerin yoluna girebileceği konuşuluyordu fakat istediği gibi olmadı. 5 yılda kaldıktan sonra Northampton'a imza attı. Daha sonra formasını giydiği ilk 4 kulüpte belki bir sıçrayış yapabilir umudu taşısada malesef kariyerinin istediği noktaya taşıyamadı.

22 Kulüp: Cambridge United, Leicester, Northampton, Coventry, Peterborough, Crystal Palace, Norwich, West Bromwich, Watford, Swindon Town, Walsall, Boston United, Hereford, Gainsborough Trinity, Woking, Kidsgrove Athletic, Northwich Victoria, Tamworth, Harrogate, Wellingborough, Hednesford Town and Bedlington Terriers

Andy Cole

1999'da Manchester United'ın Şampiyonlar Ligi zaferinin önemli bir üyesiydi. Old Trafford kariyerinin öncesinde Newcastle macerası var ki, onu Ferguson'a taşıyan yol da buradan geçiyor. Fakat Kırmızı Şeytanlar'dan ayrıldıktan sonra Blackburn, Fulham ve Manchester City ona fayda sağlamadı, eski performansını bir türlü tekrarlayamadı.

12 Kulüp: Arsenal, Fulham, Bristol City, Newcastle, Manchester United, Blackburn, Manchester City, Portsmouth, Birmingham, Sunderland, Burnley, Nottingham Forest.

Christian Vieri

Böylesine yetenekli bir oyuncunun neden bu kadar istikrarsız olduğunu da sormadan edemiyorsunuz. Gittiği kulüplerde uyum sorunu yaşaması imkansıza yakın duruyor çünkü ülkesi dışına sadece 3 kez çıkmış. 1999'da 6 yıl geçirdiği İnter'e 32 milyon sterline imza atarak dönemin transfer rekorunu kırmıştı. 

12 Kulüp: Torino, Pisa, Ravenna, Venezia, Atalanta, Juventus, Atletico Madrid, Lazio, Inter, AC Milan, Monaco and Fiorentina.

Kung-Fu Kit

Fotoğraftaki oyuncuyla olayın içeriğinin bir ilgisi yok. Bu, Eric Cantona'nın Crystal Palace seyircisine ''Kung-Fu'' yaptığı forma. Siyah ağırlıklı, sarı çizgiler ve Cantona'ya özel kalkık yakasıyla o dönem Manchester United adına çok şey ifade ediyordu. Formanın yaka tasarımı Real Madrid ve Manchester City tarafından taklit edilmişti.
Category: , 0 yorum

Maviden Kırmızıya

Bu fotoğraf futbolun geçirdiği evremin simgelerinden birini ortaya koymuştur. İnsanların takım elbiseyle maç izlemeleri bile o dönemki taraftar profilini tarif etmeye yetiyor. Formanın şortla beraber kıpkırmızı olması da ayrı bir konu. O dönemki şartlar altında sponsor firmanın logosunu formaya almak gibi bir görüntü kirliliği yoktu. Liverpool, 1896 yılına kadar Everton'un günümüz formasındaki ton olan ''Mavi'' formayla saha çıkıyordu. Sonraları kulüp ''Kırmızı'' ağırlıklı formalar giymeye başladı ve tasarım günümüzdeki şeklini aldı. Resimdeki ismi efsane Bill Shankly. Fotoğraf ise 1965 yılına ait Anderlecht karşılaşmasından bir kare. O maç hakkında kendisi ''Anfield'de Anderlecht karşısında üzerimize giydiğimiz kıpkırmızı forma bizim gerçek gücümüzü ortaya yansıtmamıza olanak sağladı ve biz çok iyi oynadık'' diyor ve sözün bittiği yere noktasını koyuyor...

İngiliz Stili

1966'nın İngiltere Milli Futbol Takımı... Dünya Kupası'nda Almanya'yı yenerek zafere ulaştılar. Kırmızı formanın altına giydikleri beyaz şort birbirini o kadar tamamlamış ki, kusur bulmak için art niyetli olmak gerekir...
Category: , 0 yorum

Sahada Olması Gerekenler

Gözlüğü, kıvır kıvır saçları ve yüreğinde futbola dair taşıdığı aşk yerli yerinde. Sadece 37 yaşında ve bu kez Crystal Palace formasıyla sahada.

Başkanım Bizi Al

Bir önceki postta Manchester United'ın ekonomik kriz içerisinde sıkıntı yaşayan kulüplerden biri olduğunundan bahsetmiştim. Bu yazımda da ekonomik kriz işin içinde olsa da, sorunun temelinde sportif yetersizlik yatıyor. Torres, kendi klasmanında dünyanın en bitirici ve takımına en sadık isimlerden biri. Forma giydiği her kulüpte taraftarla bütünleşmiş ve takım içerisinde huzursuzluk yaratmamıştır. Liverpool'un son 2 sezon itibariyle şu anki konumu da çok açık. Şartlar böyle olunca, transfer teklifleri almaması için bir engel yok. Kendisi bu teklifleri elinin tersiyle itip ''Liverpool'a kalacağım'' cevabını verdi ve taraftarın birkez daha neden en çok sevdiği isimlerden biri olduğunu kanıtladı. Liverpool gibi İngiltere'nin en köklü ve başarılı kulüplerinden birinin içinde olduğu duruma kahırlanmış olacak ki, kulübü satın alması için zengin iş adamlarına çağrıda bulunmuş. Şu anki pek hoşnut olunmayan Amerikalı ortaklar George Gillet ve Tom Hicks kulübü satılığa çıkarmıştı. Hatta Hong Konglu iş adamı Kenny Huand kulübü satın almak için en iddaalı konumdaydı fakat, teklifi yeterli bulunmadığından red cevabı aldı. Torres, Şampiyonlar Ligi'ne gidememenin verdiği ekonomik zararın bu şekilde ortadan kaldırılabileceğini de sözlerine ekliyor. Ayrıca bu şekilde kulübün tekrardan yarışmacı kimliğine dönüş yapacağını belirtmiş. Kendisine hak vermemek elde değil. Chelsea, Arsenal ve Manchester United'a göre ekonomik olarak oldukça yetersizler. Geçtiğimiz sezon 7. olmalarına rağmen takımdaki Gerrard, Torres, Reina gibi isimleri kadrolarında tutmayı başardılar. Meireles, Poulsen, Jovanovic, Konchesky, Jones, Wilson, Shelvey ve Cole transferleri için toplamda 29 milyon euro harcamalarına karşın Benayoun, Riera ve Mascherano'dan 37 milyon euro aldılar. İşin özetini rakamlar özetliyor aslında.

Ekonomik Krizin Görünmeyen Yüzü

Ekonomik kriz dünya geneline yayılmış durumda. Futbol Endüstrisi'de bundan etkilenmedi değil fakat halâ her şeyin sıfıra indiğini söylemek de zor. Maddi olanaklarını sonuna kadar zorlayp sonunda kapısına kilit vuranlar olduğu gibi, 94 milyon euro'ya oyuncu transfer edebilecek kulüpler de var. Bir de etliye tuzluya karışmayan kendi suyuyla pişen kulüpler var ki, onlar şu ortamda yüksek miktarda oyuncu almak yerine altyapıya yatırım yapıp geleceğini güvence altına almak istiyorlar, belki de en iyisini yapıyorlar. Krizin baş gösterdiği yerde insanların maddi olarak futbola verebileceği olguların zedelenebileceği de söyleniyor. İngiltere'de yıllardır kemikleşmiş bir izleyici kitlesi vardır. Özellikle 4 büyük takım olan Liverpool, Arsenal, Chelsea ve Manchester United tribünlerinin amatör küme takımıyla bile oynanan maçta %70 dolu olduğunu görme şansınız vardır. Manchester United, Old Trafford'un bilet satışlarını duyurdu. Kulübün icra kurulu başkanı Gill sezonluk 54.000 bilet satmayı düşündüklerini fakat 51.800 bilet sattıklarını açıkladı. İngiltere'de bu rakamı düşük bulup kulübün gelir kalemlerinin yeterince iyi pazarlanmadığını da savunanlar ortaya çıktı. Fakat Gill herşeye rağmen elde ettikleri satış rakamının kriz ortamında gayet iyi olduğunu vurguladı. Kulübün mali yapısının zarar içerisinde olduğu eleştirilerine de, karşı koyucu yorumlar yaptı. Manchester United gibi asırlık, futbolun beşiği bir kulüpte bile bu tür sorunlar patlak veriyorsa Türkiye'deki durumun ne kadar yeterli analiz edildiği sorusu karşımıza çıkıyor. Ortada konuşulan 200-300 milyon dolar/lira rakamlarını söylemek bile ağza zor geliyorken, nakit akışının zorlaştığı şu dönemlerde kulübü zarardan çıkarıp gelir kalemlerini arttırmak özellikle kulüp başkanlarının 1. vaadi olmalı.

Van Der Vaart Çıkmazı

Türkiye'de transfer bugün mesai saati sonunda tamamlanacak ve kulüpler yoluna ellerindeki kadrolarla devam edecek. Kimisi maddi yetersizlikler nedeniyle istediği oyuncuyu alamadı, kimisi de hangisini seçeceğine karar veremedi. Her şeye rağmen, geçtiğimiz sezonlara nazaran daha seviyeli bir transfer pazarı oldu, hiç olmazsa bir oyuncu bugün ''Ben X takımlıyım'' dedikten sonra yarın ''Y için canımı veririm'' demedi. Avrupa'da ise geçtiğimiz sezon elebaşları Real Madrid ve Manchester City olan transferin canına koyan takımlar suskun kaldı. Daha durağan olmasına karşın takımlar geçtiğimiz sezon oluşturdukları kadrolarını korumayı tercih ettiler ve maliyeti kulübün kaynaklarını zorlamayacak mantıklı isimlere yöneldiler. Belki de işlerin en karmakarışık olduğu yer İngiltere. ''Neden?'' diye sorarsanız... Şu an itibariyle kulüpler transfer sezonunu kapattı. Fakat dün Tottenham, Real Madrid'den Rafel Van Der Vaart'ı 8 milyon pound karşısında kadrosuna katmıştı ki, evrakların transfer sezonu kapanmadan önce ilgili mecralara yetiştirilmemesinden dolayı iş çıkmaza girdi. Tottenham tarafı olayı FIFA'ya taşıma konusunda hemfikir. Olayın İngiltere'de ilk olduğunu düşünenler olabilir fakat bu türde yaşanan krizler mevcut. Şubat 2009'da Arsenal Arshavin'i transferin son günü evraklarını süre zarfında göndermeyi başaramamış ve uzun süren çabaları sonucunda başarıya ulaşmıştı.
Category: 0 yorum

Euro 2012 Öncesi Yeni Formalar

İngiltere Futbol Federasyonu, Güney Afrika'daki fiyaskonun kalıntılarını üzerinden atmak için epey uğraş veriyor. Kadrodaki ufak rötuşların ardından, bu kez de eski formanın tanıtımının üzerinden 6 ay geçmesine rağmen yeni bir forma tasarımını ortaya çıkardılar.

Euro 2012 grup maçları kapsamında oynanacak Bulgaristan ve İsviçre karşısında bu formalarla çıkılması bekleniyor. Fiyatı 49,99 pound olarak açıklandı. Kaleci Joe Hart forma tasarımı beğendiğini söylese de taraftarlar aynı görüşe sahip değiller. Zamanlama bakımından çok yanlış bir karar alındığını söylemekte fayda var ki, satış rakamlar da bunu doğrular nitelikte seyrediyor.

Takımın kötü gidişininin üstüne kapamak ve Euro 2012 öncesi biraz da zaman kazanmak adına bu tür bir hamle yapılmış olabilir. Her şeye rağmen FA, satışların durgun olmasını takımın kötü sonuçlar almasına bağlamıyor ve gelecekte daha da çok satılacağını düşünüyor. Aynı zamanda belirli miktarda kaynak yaratılacağını da sözlerine ekliyor. Aslında biraz da hak vermek gerekir, sonuçta bu işten para kazanan 60.000 futbolcu, onca hakem ve antrenör var. 

İzleyiciler

E-Mail ile Takip