Arşiv

İstatistik

Misimovic Transferi ?!..

Muhtemelen bundan sonra Galatasaray'da forma giyecek, Münih doğumlu, Bosna'lı, 28 yaşındaki futbolcu.

Evet Galatasaray'a transfer olmuştur. ( yüksek ihtimalle) Muhtemelen 7-8 milyon avro karşılığında. Evet transfer ama nasıl bir transfer? Ne getirir ne götürür, ne kazandırır ne kaybettirir, doğru mudur yanlış mıdır ? vs vs...

Aslında bu tarz analizleri transfer gerçekleşmeden önce yazmak daha doğru olandır... Hesapta öyle , ama ben şimdi öyle yapmıyorum. Transferden sonra bir analiz yapıyorum. neden mi? Nedeni basit, bu transferin olabileceğine inanmak istemedim. İlgilenmiyorlardır diye umdum. Ama değilmiş, maalesef doğruymuş. (yani büyük ihtimal)

Maalesef diyorum. Niye ama ?
Bi nedeni var elbet. Ve biz de bu nedeni açıklayacağız.

Öncelikle takımın oynayacağı sisteme dizilişe düzene bir bakalım.

Galatasaray'ın klasiklerinin geleneklerinin belirginleştiği olgunlaştığı dönemden beri, bu takımın oyun yapısı ağırlıklı olarak hücum karakterli bir şekle şemale sahip.
Yani öncelikli olarak hücumu, atağı düşünen bir düstur söz konusu. Savunmadan daha ağırlıklı olarak hücum...

Ve bu şekilde ofansif mantaliteye sahip takımlar çokça mevcuttur dünya üzerinde, bilhassa büyük takımların tercih ettiği benimsediği bir oyun yapısıdır. Barcelona, Real Madrid, Manchester United, Arsenal vs vs.

Ağırlıklı olarak hücum dedik, büyükler bunu tercih ediyor dedik. Peki küçükler mal mı niye onlar hücum ağırlıklı oyun yapısı seçmiyorlar tercih etmiyorlar da öncelikli olarak savunmayı düşünüyorlar? Veya neden büyük takımlar ağırlıklı olarak hücumu düşünen oyun mantalitesine haiz takımlar oluyor genel itibariyle?

Şöyle bir cevap verilebilir.

Futbolda defans yapmak hücum yapmaktan daha kolay bir olaydır. Daha kolay derken daha az yetenek gerektiren daha çok kişinin yapabileceği bir iştir demek istiyorum.
Futbol teknik bir oyundur. Yani daha doğrusu futbolun tekniksel yönü topla alakalı olan ve fiziksel yapıdan daha bağımsız bir olgudur. Yetenek dediğimiz şey işte, dribbling, şut, kafa, top tekniği vs. gibi kavramları içeren şeyin adı her neyse. Futbolun defans yönünde bu tarz tekniksel melekelerden ziyade fiziksel özellikler daha ön plandadır. Bu yüzden teknik olarak kalitesi düşük takımlar - yani küçük takımlar oluyor bu-, diğerine oranla daha iyi yapabildiği şeyi, yani hücumdan ziyade defansı uyguluyor ana düşünce olarak. Dolayısıyla da teknik yönden kaliteli takımlar - yani büyük takımlar oluyor bu-, daha iyi yapabildiği şeyi, yani defanstan ziyade hücum futbolunu tercih ediyor. Zaten defans yapan bir küçük takıma karşı siz de defans yaparsanız ne çıkar ki ortaya? Saçma sapan bişey olur , kimse bir üstünlük sağlayamaz. Sonuç olarak da oynanan futbolun bir anlamı kalmaz.

Galatasaray da kendi karakteristik özelliklerini hücum futbolu yönünde şekillendirmiş bir klüp. Yani büyük olmak isteyenlerden. "İstemek" diyorum buraya dikkat.

Dikkat diyorum, çünkü Rijkaard'lı Galatasaray da bunun peşinde. Hücum ağırlıklı bir oyun oynatılmak isteniyor. Bu minvalde de takımın belli diziliş sayıları var. Bahsettiğim şu;

Galatasaray, Rijkaard ve sözde devrim operasyonunun simge kavramlarından biri olan 4-3-3 dizilişiyle oynamayı amaçlıyor. 4-3-3 dizilişi... Nedir bu diziliş?

sağ bek-------------------stoper----------------------stoper----------------sol bek

-------------------------------------ön libero-------------------------
---------------------------merkez o. s.--------------merkez o. s.-----------

-sağ forvet( veya ofansif orta saha)---------------------------------------- sol forvet( veya ofansif orta saha)
---------------------------------merkez forvet------------------------

4-3-3 'ün asıl esprisi bu diziliş tam anlamıyla uygulandığı vakit vardır. Ve bizde hedeflenen de bu dizilişe tam manasıyla geçebilmektir. Tabi sözde hedef....

Bu dizilişi uygulayan takımın asıl amacı(çok kez),(veya Galatasaray'da amaçlanan) ağırlıklı olarak olarak hücumu düşünen bir futbol anlayışıdır.

Mesela Barcelona... Bilirsiniz Barcelona'nın hücum futbolu anlayışını.

İleri geri gidip gelen iki bek (Dani Alves, Maxwell, Adriano), standart sayılabilecek bir tandem ( Puyol, Milito, Pique vs.), yaratıcı sayılabilecek bir ön libero( Yaya Toure vardı, Rafa Marquez), çift yönlü bir orta saha(Busquets), bir oyun kurucu ( Xavi, İniesta), içeri kat eden iki kenar forveti ( Messi, Henry, D. Villa, Bojan, Pedro), ve bir merkez forvet ( İbra) .

Barcelona bu sistemle çok iyi bir hücum takımı rolüne bürünüyor, hatta bu konuda açık ara dünyanın en iyisi. Fakat savunma yönünden standardın altında bir performansı var Barça'nın. Daha doğrusu olması gerekenin altında. Nedeni şu, ofansif oyuncu sayısının çokluğu, ve bu oyuncuların savunma yönünün nispeten zayıf oluşu( Xavi, Messi, İbra, Henry, İniesta) ( bunları sayıyorum çünkü bir 11 kurulduğunda bu adamlar aynı anda sahada olabiliyor ve zaten böyle olduğunda bahsedilen savunma zaafiyeti ortaya çıkıyor.). Yani kısmen bir dengesizlik söz konusu.

Şimdi dönelim bakalım Galatasaray'a.

Çok uzadı bu yazı o yüzden daha dikine paslarla daha kısa sürede sonuca gitmeye başlıyorum şimdi.

Misimovic'ten sonra başka bir transfer yapılmadığını farz ediyoruz( çünkü yüzde 99.999.... öyle olacak).

İki durum çıkıyor ortaya.

1) Elano ve Misimovic'in olduğu bir orta üçlü.

2) Elano'nun gönderildiği, Misimovic'in tek başına oyun kuruculuğu üstlendiği orta üçlü

1'den başlıyorum ( tabi yani öyle olsun bi zahmet di mi) ( biliyorumm ama belirtmek için işte)

İdeal 11'de orta üçlü şöyle bir hal alacaktır;

-----------Lorik Cana--------
Elano----------------Misimovic

not: Elano takımda olduğu sürece orta üçlüde yer alacaktır zira kendisi asla kanat oyuncusu değildir, hiç olmamıştır, Brezilya milli takımındaki 4-3-2-1 sisteminde 3 lünün sağ tarafında oynamıştır sadece, ama orası gerçek bir kanatın gerektirdiği ve Elano'da olmayan özelliklerin (hız, dribbling, denge, güç) pek de önemli olmadığı bir yer olduğu için Elano gayet iyi bir performans göstermiştir.

İleri üçlü de ofansif oyunculardan oluşacağı için Barcelona'da bahsettiğim defans-hücum dengesizliği problemiyle biz de en sağlamından karşı karşıya kalırız/kalacağız. Zira Lorik Cana'nın temposu çok yüksek bir oyuncu olmamasının yanı sıra Elano ve Misimovic savunma yönü sıfıra yakın futbolcular, Xavi- İniesta 'dan bile kat kat daha düşük bir savunma yönü olan adamlardır. bu yüzden orta üçlünün savunma direnci dibe vuracaktır. Bu da demek oluyor ki zaten sıçışlarda gezen bir geri dörtlüye sahip takımımız defansif olarak iyice göçecek... Bu da demek oluyor ki ligdeki derbi maçlarında, geri kalan büyük maçlarda orta saha yol geçen hanı gibi olacak...

...

2'ye geçelim..

-----Cana-----
Barış(veya mustafa veya ayhan)----Misimovic

Ahan da böyle bir orta üçlümüz olacak o zaman da. Ama ondan önce şöyle bir şey var;

Eğer Elano gönderiliyorsa bu transferin anlamı şudur, "Elano'nun yerine adam alıyos arkadaş".

Ne kadar mantıklı? Ne kadar akıl karı? Elano geldiğinde , hem de misimovic'ten 1 ay falan daha erken geldiğinde, hayvan gibi uyum sorumu çekmedi mi? Misimovic'in çekmeyeceğini nasıl garanti ediyorsun?

Onu geçtim, Elano alışmış takımına, dünya kupası psikolojisini atlatmış, arkadaşları onu tanıyor, o arkadaşlarını tanıyor. Hal böyleyken Elano'nun yerine gelecek adamın ya uyum olarak bir sorun çekmeyeceğinin bir garanti belgesi falan olmalı ( ve en az elano kadar kaliteli olmalı) ya da Pirlo , Xavi gibi 1. sınıf adam olmalı, olmalı ki transferin bi anlamı olsun.

Aksi takdirde saçmalığın dik alasıdır bu transfer. Göz boyama, taraftar kandırma, pollyanna uyutma , durum geçiştirme safsatalarından öteye gidemez.


Ama dediğim gibi, Misimovic'i çok iyi bilmiyorum, yani uyum sorunu çekmeyeceğinin bir garanti belgesi olup olmadığını bilmiyorum. Ve bi de bunun yanında Elano'nun başka birtakım sıkınıtları var olabilir, bizim bilmediğimiz. Hatta ben bildiğimizden örnek vereyim, misal Elano insiyatif almaktan çekinen, sorumluluk alma konusunda sıkıntıları olan, biraz pasif bir adam. Bu yüzden oyun kurucu mevkinde düşünülmüyor olabilir. Ha bir de ben başka bir transfer daha olmayacağını farz ederek yazdım, düşük bir ihtimal de olsa başka bir transfer olabilir. Örneğin böyle bir transfer olur da çift yönlü (box to box değil) bir oyuncu takıma alınırsa, o zaman eyvallah derim. Ama son birkaç günde olacak iş değil maalesef...

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazı hakkında herhangi bir görüş belirtmek isterseniz aşağıdaki bölümü kullanabilirsiniz. Unutmayın ki, yazılan her şey yazar tarafından okunup dikkate alınacaktır.

İzleyiciler

E-Mail ile Takip